Anasayfa | Kitaplar : Bir Ömrün Hikayesi | Dünden Bugüne Bektaşlı - Rasim ALTINTAŞ   Ben Okuyamam - Müşerref ALTINTAŞ   | info@rasimaltintas.com
 
 
 
 İletişim Bilgileri
 Eposta info@rasimaltintas.com
 

BEN OKUYAMAM

Müşerref ALTINTAŞ

1  ÖNSÖZ
2  BEN OKUYAMAM
3  EVİMİZ
4  BAHÇEMİZ
5  İHSAN AĞABEYİMİN GÜREŞİ
6  İHSAN AĞABEYİMİN ASKERE GİDİŞİ
7  ABLAMIN DÜĞÜNÜ ve İHSAN AĞABEYİMİN ŞEHİD OLUŞU
8  İLKOKULA KAYIT OLUŞUM
9  BABAMIN ÖLÜMÜ
10  ÇOCUK İKEN YANLIŞLIKLA KARAKOLA GÖTÜRÜLÜŞÜM
11  RAMAZAN İLE İLGİLİ BİR ÇOCUKLUK ANIM
12  ÇOCUKLUĞUMDA GÖRDÜĞÜM KÖY AĞASININ EVİNİN YAŞANTISI
13  EMİNE YENGEM İLE BİR ANIMIZ
14  ENİŞTEMLE ABLAMIN ŞAKASI
15  NEŞET AĞABEYİMLERİMİN YANINA GİDİŞİM
16  BEN OKUYAMAM
17  YENGEMİN İLK DOĞUMU
18  ADALET ÜÇÖZ İLE ARKADAŞLIĞIMIZ
19  AYŞE ULUSOY İLE ARKADAŞLIĞIMIZ
20  EVLENMEM
21  AYHAN’IN İLKOKULA KAYDOLUŞU
22  ANNEMİN ÖLÜMÜ
23  ANNEMİN ANLATTIKLARI
24  ANNEMİN SİGARA İÇMESİ
25  ANNEMİN KULLANDIĞI ÖZLÜ SÖZLER
26  RAHMETLİ KAYNANAMIN GÜREŞİ
27  DAYILARIM
28  ALANYADAKİ YAZLIK EVİMİZ
29  KALP AMELİYATI OLUŞUM
30  EŞİMİN AMELİYAT OLUŞU
31  EVLATLARIMIN NİŞANLANMA VE EVLENMELERİ
 
 
< Geri | İleri >
ANNEMİN ANLATTIKLARI

 Dedem Ömer ağanın amcası Karavaiz adında Alim hoca varmış. Alim hoca Harput’tan göç ederek bizim köye (Bektaşlı) yerleşmiş. Oğlu Mustafa genç yaşta çok ağır hasta olmuş, Mustafa’nın da biri kız biri erkek iki çocuğu varmış. Kızının ismi Şefika, oğlunun ismi de Emin’miş, günümüzde Emin ağa anılan kişi. Karaviz Şam’da dini tahsil yapmış çok bilgili bir kişiymiş. Kendisinin çok bilgili olduğuna inanarak oğlunun hastalığı ağırlaşınca Allahım oğlumu iyileştir diye Allah’a arzuhal yazmış, yalvarmış. Oğlu da birkaç gün sonra ölmüş, Karavaiz duyduğu üzüntünün etkisi ile büyük bir söğüt ağacına çıkarak, Allah’a hitaben “ben sana arzuhal yazmıştım niçin benim oğlumu aldın” diye yüksek sesle feryat etmiş. Ölen Mustafa’nın eşi Emin Dudu İbrahim beyin kardeşi ve aynı zamanda annemin halası imiş ve çok güzelmiş. “Bu gelin tarlaya giderse bir yan bakan olur” diyenler olmuş bazı kişilerde de “korkmayın arkasında İbrahim bey var bir şey olmaz” demişler.

 

Ömer ağanın inatçılığı

Babamın babası Ömer ağa, meşhur Karavaiz diye anılan kişinin kardeşi imiş. Ömer ağanın babası, bir gün “oğlum Ömer yanıma gel senin çoluğun çocuğun çok, fakirsin Yusuf hocaya verdiğim bahçedn biraz da sana tapulatıyım” demiş. Ömer ağa babasına “ha, köyün hakkını bana yedirseydin” diyerek itiraz etmiş. Bunun üzerine babası “eşşek Ömersin vesselam” diyerek çıkışmış.

 

Uçsa da keçi

Babamın babası Ömer ağa dedem kendi amca oğulları ile Lütfü Emmimin odasının önünde oturuyorlarmış çok yakın olan Altın Tepesinin üzerine bir kartal konmuş. Oradakiler Kartal kondu desede Ömer ağa dedem o kartal değil keçi demiş. Yanındakiler “hayır Ömer ağa, biz gördük kartal” demişler. Ama Ömer ağa inat etmiş ille de keçi diye direnmiş. Gençlerden birine “haydi oğlum ahırdan atı çıkar bin git şu kuşu kov” demişler. Atlı yaklaşınca kartal uçmuş. Yanındakiler “bak Ömer ağa gördünmü kartal uçup gitti” deyince, Ömer ağa inadında direnmiş ve “uçsa da keçi” demiş. Bu söz köyde inatçılara karşı söylenen bir söz haline gelmiş.

 

Azrail oğlan dağıtıyormuş

Bir gün mahallenin kadınları koşuşarak gidiyorlarmış, altta oturan bir kadın pencereyi açmış, koşuşanlara hitaben "böyle nereye koşuyorsunuz?" diye sormuş. İçlerinden biri "Azrail oğlan dağıtıyormuş, ona koşuyoruz" demiş. Pencereyi açıp soran kadın "aman ben de önemli birşey zannettim, o benim oğlumu almasın da, ben onun oğlunu hiç istemem" deyip pencereyi kapatmış.

 

Bibinin hasta tedavisi

Komşular hastalarını oğması (tedavi etmesi) için Döne Bibiye götürürlermiş. Genç bir kişi hastalanmış, Döne Bibi’ye götürmüşler. Döne Bibi hastayı ovmaya (masaj yapmaya) başlamış. Hasta, “Bibi acep ölürmüyüm” diye sorunca , Bibi dalgınlıkla “inşallah ölün oğlum” demiş.

 

Bibinin gelinin ölüm taziyesine gitmesi

Ağaların Ahmet ağa’nın (eski muhtar) ailesine başsağlığı için gitmişler. Vefat eden Ahmet ağa’nın eşine “Emine abla başın sağolsun, darısı kızlarına olsun” demiş. Oradaki hanımlar gülmek istemişler ama gülememişler. Anneme “o sırada dişimiz dudağımızda kaldı” demişler.

Annem sosyal bir kadındı. Herkesle iyi geçinir ve severdi. Bektaşlının kadınlarının çoğu ile ahbaptı. Biz Dışkapı da otururken Mehmet Çetindağlar komşumuzdu. Mehmet Çetindağ için “Mehmedim yavrum tabiat sahibi” derdi. Annemin bizde olduğu bir gün haydi Zelaya (Zeliha) gidelim dedi. öğleden sonra gittik. Evi üst katta olduğu için annem yoruldu. Kapıyı çaldık, kapı açıldı ve içeri girdik. Habersiz gittiğimiz için Zeliha hanım annemi görünce çok sevindi. Aman Fadime abla sen de gelirmiymişsin hoş geldin tabanının altını öperim diye ayaklarına sarıldı, öpmek istedi. Annem de “aman Zelha dur ayağım batsın elimi öp” dedi. O sırada yeğenim Nejla da babaannesini ziyaret için bize gelmiş. Komşulara sormuş onlar da bizim oraya gittiğimizi söylemişler. Bize haber vermek için çocuk gönderdiler, biz de Zeliha hanımdan izin alarak çok oturmadan kalktık.

 

Annemin bana öğüdü

Annem bir gün bana, kızım yanıma gel sana öğüt vereyim dedi: “başını ört, beş vakit namazını kıl, kırk gün kılarsan alışırsın, kılmadığın gün bir şey kaybetmişsin gibi aranırsın, artık yaşın da ilerliyor, biraz da hayır işle” dedi. “Komşuma bakanlığın hanımı geldi, başı iyice kapalı” dedi. O da Korkut Özal’ın hanımı imiş. O yıl Korkut Özal İçişleri bakanıydı. Ben de ona “sen beş vakit namazın yanına beş daha katıyorsun, babam hoca, amcalarım hoca, dedelerim hoca bunların hepsi ahirette bana yardım eder” dedim. “Aman sus baban peygamber olsa şefaat edemeyecek” diye cevap verdi.

 

Tavuk yemeyen müfettiş

Rasim Tokat Öğretmen okulundan Ankaraya Milli Eğitim Bakanlık Müfettişi olarak atandı. Ankara’ya geldik. Annem bana gelmişti. Bana sordu “Rasim buraya ne olarak geldi?” dedi. Ben de “Müfettiş olarak “ diye cevap verdim. “Bol bol tavuk yer desene!” deyince ben de “tavuk yiyen müfettişten değil” dedim. “Sus, sus saklama, tavuk yemeyen müfettiş mi olur” dedi.

 

Sırçalı Tekke köyündeki anım

Hasan Susam’ın oğlu Hüseyin’in nişanı için Sırçalı Tekke Köyüne gitik. Yaz tatilinde okul boş olduğu için davetlileri okula aldılar. Davetliler okula sığmayınca bir kısım misafirle birlikte bahçeye çıktık. Aslıhan 4-5 yaşlarında idi. Rahatsızlandı, dinlenmesi için ağaçların gölgesine yatırmak istedim ama çocuğun altına serecek bir şey yoktu. O sırada iki köylü çocuğunun bana baktığını gördüm. Ben diğer davetlilere göre iyi giyimliyim, dudağımda ruj elimde sigara ile çocukların yanına vardım. Çocuklara “ben öğretmenim buraya tayinim çıktı, sizi okutacağım çocuğum hastalandı, yatırmak için bir minder yastık ve çocuk yorganı getirin” dedim. Koşarak gittiler, istediklerimin hepsini getirdiler. Ağaçlarınn gölgesine serdim. Aslıhan’ı içine yatırdım, orada rahatça uyudu. Bu yaptığımı ev sahibi Yüksel hanıma söyledim. O da”bana niye haber vermedin” dedi. “senin işin ve telaşın olduğu için haber vermedim” dedim.

 

Köyümüzden bazı anılarım

Köyümüz de Cemal ağa adında yakın bir komşumuz vardı. Hem de annemle amca çocukları idi. Maddi durumu da iyiydi. Bunlara beyler denirdi. Babalarının isimlerini çocuklarına koyma adetleri vardı. Bunun yeni doğan çocuklarına babalarının adı olan Süleyman bey, Hasan bey, İbrahim bey isimlerini vermişlerdi. İsmail dayım da yeni doğan çocuğuna babasının ismini koymuş. Fakat çocuk 3-4 yaşlarında iken hastalanıp ölmüş. İkinci çocuğuna da aynı ismi koymuş, bu çocuk Altan’ın büyüğü idi. Annem bana “kızım git İbrahim bey’i getir” derdi. Ben de gider dayımın eşine annem İbrahim beyi istiyor, onu götürmeye geldim derdim. Alır bizim eve getirirdim fakat bu çocukta 5-6 yaşında iken öldü. Dayımın eşi anneme “abla kayınbabam İbrahim bey adını vermiyor bir daha bu ismi koymam” dedi.

Cemal ağanın büyük oğlu Süleyman bey Ankara’ya gelmiş, iş bulmuş ve çalışmaya başlamış. Ailesini de getirince bir ev kiralamış bundan dolayı maddeten biraz sıkıntılanmış. Köye gidip babamla görüşeyim tarla sattırıp bir ev alayım diyerek Bektaşlı’ya gitmiş. Köye varınca babası Cemal ağanın hasta yattığını görmüş. Bir iki gün bekledikten sonra babasına durumu söylemiş. Babası ise tarla satmaya kıyamamış. Komşulara da söyletmiş ama babası gene olumsuz cevap vermiş. Bunun üzerine köyün ileri gelen bazı kişilerine de durumunu anlatmış. Bacanağı Fuat beyden de ilgi beklemiş. Akşam olunca bunların bazıları Cemal ağanın yanına gelmişler, sohbet etmişler ama Cemal ağa tarla konusunda hiç söz etmemiş. Vakit ilerleyince oğlu Süleyman bey babasına hitaben “baba sen biraz sus da aklı yetenler konuşsun” demiş.

Biz Dışkapı’daki evimizde yedi sene yaşadıktan sonra yine Ankara Etlik-Aşağı Eğlence’deki halen oturduğumuz evimize 1982 yılı yazında taşındık. Evimiz rahat, yaklaşık 30 yıldır bu evde yaşıyoruz, çocuklarımızı bu evde nişanladık, evlendirdik. Hepsi de çok şükür evlerinde eşleri ve çocuklarıyla birlikte mutlu yaşıyorlar.

Rasim de kırık yıl süren mesleğinden 1995 yılında emekli oldu. Emekli olmadan önce başlayan rahatsızlığı devam etti. 2004 yılında kalın bağırsağını aldılar, şimdi iyi durumda. Ben de iki kulağımdan ve kalbimden ameliyat oldum, çok şükür şimdi iyiyim.

Şu ana kadar kendi ailemden annemi, babamı, dört ağabeyimi, ablamı, iki yengemi, iki de çok genç yaştaki yeğenlerim İhsan ve Lütfiye’yi kabettim, halen acılarını yaşıyorum. Onlara Allahtan rahmet kalanlara da uzun ömür ve mutluluklar diliyorum.