Anasayfa | Kitaplar : Bir Ömrün Hikayesi | Dünden Bugüne Bektaşlı - Rasim ALTINTAŞ   Ben Okuyamam - Müşerref ALTINTAŞ   | info@rasimaltintas.com
 
 
 
 İletişim Bilgileri
 Eposta info@rasimaltintas.com
 

BEN OKUYAMAM

Müşerref ALTINTAŞ

1  ÖNSÖZ
2  BEN OKUYAMAM
3  EVİMİZ
4  BAHÇEMİZ
5  İHSAN AĞABEYİMİN GÜREŞİ
6  İHSAN AĞABEYİMİN ASKERE GİDİŞİ
7  ABLAMIN DÜĞÜNÜ ve İHSAN AĞABEYİMİN ŞEHİD OLUŞU
8  İLKOKULA KAYIT OLUŞUM
9  BABAMIN ÖLÜMÜ
10  ÇOCUK İKEN YANLIŞLIKLA KARAKOLA GÖTÜRÜLÜŞÜM
11  RAMAZAN İLE İLGİLİ BİR ÇOCUKLUK ANIM
12  ÇOCUKLUĞUMDA GÖRDÜĞÜM KÖY AĞASININ EVİNİN YAŞANTISI
13  EMİNE YENGEM İLE BİR ANIMIZ
14  ENİŞTEMLE ABLAMIN ŞAKASI
15  NEŞET AĞABEYİMLERİMİN YANINA GİDİŞİM
16  BEN OKUYAMAM
17  YENGEMİN İLK DOĞUMU
18  ADALET ÜÇÖZ İLE ARKADAŞLIĞIMIZ
19  AYŞE ULUSOY İLE ARKADAŞLIĞIMIZ
20  EVLENMEM
21  AYHAN’IN İLKOKULA KAYDOLUŞU
22  ANNEMİN ÖLÜMÜ
23  ANNEMİN ANLATTIKLARI
24  ANNEMİN SİGARA İÇMESİ
25  ANNEMİN KULLANDIĞI ÖZLÜ SÖZLER
26  RAHMETLİ KAYNANAMIN GÜREŞİ
27  DAYILARIM
28  ALANYADAKİ YAZLIK EVİMİZ
29  KALP AMELİYATI OLUŞUM
30  EŞİMİN AMELİYAT OLUŞU
31  EVLATLARIMIN NİŞANLANMA VE EVLENMELERİ
 
 
< Geri | İleri >
ÇOCUKLUĞUMDA GÖRDÜĞÜM KÖY AĞASININ EVİNİN YAŞANTISI

 Ağa dediysem de kültürsüz ağa degil, 1932 de Yozgat mebusu olarak parlamentoya girmiş kültürlü ağalardandı (Cevdet Taflıoğlu). Evleri şöyle idi: Çok büyük bir antre, ona eskiden sofa denirdi. Kapıyı açıp girince sofanın iki başında çok geniş ve süslü odalar vardı. Karşıda kiler ve yatakları üst üste yerleştirmek için bir oda ve onun yanında yine bir oda daha vardı. Bu anlattığım evin yeri çok yüksekti. 10 ile 13 basamaklı merdivenle çıkılırdı. Oradan inince bol su akan çeşme vardı. Onun yanında yine iki oda bir de antre vardı. Hemen yanında tandırlık vardı. Bu tandırlık işlerini hep köyün fakir kadınları yapardı. Geniş bahçesi vardı, bir ucunda ahırları vardı. Buradan çıkınca 10 ile 15 metre yürüyünce ağanın harici konağı bulunuyordu. Bu konak, 10 ile 15 basamaklı merdivenleri, çok geniş odaları ve pencereleri ile Ankara'nın Beypazarı’ndaki tarihi evlere benziyordu. Etrafı duvarlarla çevrili bir bahçe içindeki bu konağın bir yanında ağaç anbar denilen çok büyük bir buğday deposu vardı. Bu konağa Ankaradan ve Yozgat vilayetimizden büyük ve sayılır kişiler gelirdi. İlk başta anlattım, evin kapısından girince ağanın odası sol tarafta süslü büyükçe bir oda idi. Bu odanın bir köşesinde iki kapılı, ikisinin de dış yüzü aynalı kütüphanesi vardı. Bu kütüphane kilitli dururdu. Bahar gelince bu evler hep badana yapılırdı. Bir seferinde badana işi ilk defa bu odadan başlamış, badanacılar iş yaparken benim Abdi ağabeyim kendi oğulları olan Ünal ve Çetin babasının kütüphanesinin anahtarını bulmuşlar ve açmışlar. Taflıoğlu’nun sigaralarını içmişler. Badana bitince ağa odasına gelmiş ki kütüphane açık, sigaralar darmadağınık! Görünce çok üzülmüş, dışarıya çıkmış, bağırmaya başlamış. “Ulan rafazılar, bu sigara içilir mi? onu bize Atatürk bizzat eliyle dağıtmıştı, ne büyük hatıraydı, çok üzüldüm. Bana söyleseydiniz size kilo ile sigara alırdım” diyordu. Ben de orada olduğum için bizzat duydum.

Bu evin çok büyük bir balkonu vardı. Atiye isminde yengemin halası bütün kardeşinin işlerin yönetirdi.

Kapılarında Ali Osman adında bir kahyaları vardı. Gelen giden işçileri hep o yönetirdi. Çobanlar, bostancılar, süslü yaylıyı süren azapları... hepsini kahya yönetirdi. Atiye hala da balkonda oturur “Kahya yaylıyı kim götürdü?” diye buna benzer sorular sorarak işleri yönetirdi. Ama ağanın da çok sayıda çırağı, çobanı, azabı vardı, o nedenle böyle birine ihtiyaçları vardı.