Anasayfa | Kitaplar : Bir Ömrün Hikayesi | Dünden Bugüne Bektaşlı - Rasim ALTINTAŞ   Ben Okuyamam - Müşerref ALTINTAŞ   | info@rasimaltintas.com
 
 
 
 İletişim Bilgileri
 Eposta info@rasimaltintas.com
 

DÜNDEN BUGÜNE BEKTAŞLI

Rasim ALTINTAŞ

1  KAPAK
2  YAZARIN ÖZEÇMİŞİ
3  ÖNSÖZ
4  İLİMİZ, İLÇEMİZ,KÖYÜMÜZ
5  BEKTAŞLI KÖYÜMÜZ (BELDEMİZ)
6  KURULUŞU VE TARİHÇESİ
7  KONUMU
8  YAPILAŞMA DURUMU
9  DEMOGRAFİK YAPISI
10  OKULLAŞMA DURUMU
11  SİYASİ EĞİLİMİ
12  YÖNETİMİ
13  EVLERDE YAŞAM KOŞULLARI
14  AYDINLANMA ARAÇLARI
15  İÇME SUYU VE TEMİZLİK
16  KILIK KIYAFET DURUMU
17  ÖRGÜ VE DOKUMA İŞLERİ
18  TARIMSAL ÜRETİM VE EKONOMİK DURUM
19  BUĞDAYDAN ÜRETİLENLER
20  ŞEKER PANCARI VE AYÇİÇEĞİ ÜRETİMİ
21  YEM BİTKİLERİ ÜRETİMİ
22  SEBZE ÜRETİMİ
23  ÜZÜM VE PEKMEZ ÜRETİMİ
24  HAYVANCILIK
25  HAYVANLARIN BAKIMI VE BESLENMESİ
26  HAYVANLARDAN ELDE EDİLEN ÜRÜNLER
27  SÜTTEN ÜRETİLENLER
28  KÖYLÜNÜN ÖDEDİĞİ VERGİLER:
29  YEMEK ÇEŞİTLERİMİZ
30  YEMEK PİŞİRME
31  YEMEK SERVİS ARAÇLARI
32  KIŞLIK ERZAKIN HAZIRLANMASI
33  SOSYAL KURUMLARIMIZ
34  BAYRAMLAR
35  GELENEKLERİMİZ
36  DOĞUM ADETLERİ
37  SÜNNET ADETLERİ
38  ASKER UĞURLAMA
39  CENAZE DEFNETME
40  HALK ARASINDAKİ YANLIŞ İNANIŞLAR
41  SÖZLÜ EDEBİYATIMIZ
42  ATA SÖZLERİ
43  ÇEVREDE SÖYLENEN SÖZLER:
44  DEYİMLER
45  BİLMECELER
46  TEKERLEMELER
47  MANİLER
48  TÜRKÜLER
49  ÇEVRESEL FIKRALAR
50  ÇOCUK OYUNLARI
 
 
< Geri | İleri >
GELENEKLERİMİZ

Gelenekler, toplumların varoluşlarının simgesidir. Aynı zamanda topluma yol gösteren insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen ve sürekliliği olan davranış biçimleridir. Bunlar aşağıda sırası ile açıklanmıştır. Bunların başında evlenme törenleri ve düğünler gelmektedir.

 

EVLENME  TÖRENLERİ

 

 Gençler evlenirken, istenecek kızın, gelin olacağı eve kolay uyum sağlaması için aynı çevreden olmasına önem verilir. Büyüklerimiz bunu ifade etmek için “Al yaylımından sal yaylımına” derlerdi. Ayrıca, kızı isteyen ailenin zengin,  oğlanın bir meslek sahibi, sağlıklı ve yakışıklı; kızın da güzel, işbilir ve iyi huylu olması gibi hususlar yanında, akrabalık da tercih sebebi sayılır. Akraba evliliğinin ilerde bazı mahzurlarının olabileceği çoğu zaman düşünülmez. Çok yakın komşu değillerse kız veya oğlanın birbirlerini çok yönlü olarak   tanımaları her zaman mümkün olmaz. Çünkü henüz ortada bir şey yokken kızla oğlanın birlikte görülmesi hoş karşılanmaz.Genellikle köylerde kız ile oğlanın tanışmaları bazı kadınların aracılığı ile ve dolaylı yollarla mümkün olur.

Evlenmelerde ailelerin anlaşmaları önemlidir. Aileler anlaşırlarsa evleneceklerin, özellikle kızların söz söylemeye hakları yok kabul edilir.

 

Kız İsteme (Dünür Olma)

Kız istemek için kız evine gidilmesine  köylerde dünür gitme denir. İki taraf aracılar vasıtası ile haberleşerek anlaştıktan sonra belirtilen günde kız evine dünür gidilir. Dünür gidenler arasında oğlanın ailesinin  temsilcisi  ile bir-iki yakını bulunur. Hoşgeldinizle başlayan kısa bir sohbetten sonra oğlan tarafından bir kişi “buraya hayırlı bir iş için geldik” dedikten sonra ”Allah’ın emri ve Peygamber’in kavli ile kızınızı (gerekirse adını söyleyerek) oğlumuz ...’ya istiyoruz” der. Kız tarafı “Allah yazdıysa olur” derse teklifin kabul edildiği kanaatine varılır. Bunun üzerine kahveler gelir ve birlikte içilir. Halk arasında duyulduğu zaman “bu gün filanca kızın kahvesi içilmiş” derler. Kız tarafı bazen, amcasına teyzesine danışalım diyerek kendilerini naza çekerler ama ret cevabı verilmezse bu işin olacağı kanaatine varılır. Tekrar ziyaret edildiğinde iki taraf anlaşırsa birlikte karar verilir. Bu karara söz kesme denir.

Bunu takiben kız tarafı isteklerini bildirir. Bu istekler başlık (belli miktarda para) adı ile de olur. Kıza alınacak pahalı eşyalar veya altın şeklinde de olur. Bu konuda varılan anlaşmaya başlık kesme denir. Bundan sonra  yapılacak nişan ile düğün tarihleri ve bunlar için ne gibi hazırlıklar yapılacağı saptanır.

 

Nişan Takma

Nişan, oğlan evinin de katılması ile kız evinde yapılır. Nişana iki tarafın akrabaları ve yakınları davet edilir. Davetli kadınlar ve erkekler ayrı odalarda otururlar. Kadınlar tef çalarak eğlenirler. Kadınların arasında bulunan kıza (gelin kız) oğlan tarafından getirilen altın gramese bilezik ve küpe gibi takılar takılır ve hediyeler verilir. Buna nişan takma denir. Misafirlere özel hazırlanmış renklendirilmiş şerbet ikram edilir. Bu olaya da “şerbet içme” denir.

Nişan takıldıktan sonra oğlanla kızın görüşmeleri kolaylaşır. Hatta köyde nişanlı gençler nişanlılarını sık sık görmek için kayınpederinin işlerine yardım etmekten  zevk alırlar ve düğüne kadar her işlerine koşarlar. Nişanlı kalma süresi bazen kısa, bazen de bir veya iki yıl sürer. İki tarafın düğün hazırlığı tamamlandıktan sonra düğün günü belirlenir.

 

                            

 

Düğün

 

Bayrak kaldırma

Düğün tarihinin kararlaştırıldığı gün (genellikle Cuma günü) öğle namazından sonra komşular ve Köy imamı, oğlan evine davet edilir. Dua ile evin en yüksek damına  bayrak çekilir, buna “bayrak kaldırma” denir. Bayrak çekildikten sonra misafirlere yukarda belitildiği gibi şerbet ikram edilir, buna da “bayrak şerbeti” denir. Eğer düğün üç gün sürecekse bayrak Cuma günü kaldırılır, Pazar günü düğün biter. Bazen de iki tarafın isteği ile bir hafta sürer.

            Anadolu’nun bazı bölgelerinde, düğünü başından sonuna kadar yönetmek için düğün sahibinin yakınlarından, bu işleri iyi beceren bir kişi görevlendirilir. Bu kişi oğlan evi adına sorumluluğu yüklenerek yetkisini kullanır. Buna Sağdıç denir.                                                  

Düğüne Davet

         Köylüyü düğüne davet etmek için okuyucu denen bir kadına bir gözüne kuru üzüm ve  leblebiden oluşan kuru yemiş doldurulmuş, diğer gözü boş bir heybe verilir. Okuyucu uğradığı eve bir avuç kuru yemiş verir ve düğün sahibinin selamını ileterek davet eder. Onlar da bahşiş olarak genellikle bir tas bulgur, buğday veya biraz para verirler. Bulguru heybenin boş gözüne koyarlar.

 

Düğün Eğlenceleri                                                                                                     Düğünler gelenekleşmiş sosyal kurumlar olduğu için dünkü ile bugünküler arasında ayrıntılar dışında önemli bir fark yok gibidir. Ancak, şehir ve kasabalarla, köylerdeki uygulamalar arasında doğal olarak şekil bakımından (düğünün salonda yapılması davul -zurna yerine saz ekibi bulundurulması gibi) farklar oluşmuştur.

 

Köylerde halen düğünlerin başlıca müziği davul zurnadır.  O yıllarda  zurna çalan r Abbas ile davul çalan Duran Usta o çevredeki (Boğazlıyan’a bağlı) köylerde yapılan düğünlerin değişmez müzik ekibi idi. Bunlar çoğu zaman oğlan evinin önünde, bazen de meydanlarda davul-zurna çalarak insanları eğlendirirlerdi. Gençler halay çekerler, davul- zurna eşliğinde sokaklarda dolaşırlar ve düğün boyunca davulcu ve zurnacıyı rahat bırakmazlardı.  

 

            Düğünlerin başlıca eğlencesi açık alanlarda halay çekmektir. Bektaşlı’da halay çekilen yerlerden biri de Ağca’nın Kapı denen küçük meydandı. Burada çekilen halayın başında çoğu zaman koyun çobanı olan rahmetli koca İsmail bulunurdu. İriyarı olduğu için bu isimle anılırdı. Sesi çok gür olduğu için halayın başında zıplarken höööh..höööh..diye attığı nara uzaktan duyulurdu. Bu sesi duyanlar Koca İsmail’in halay çektiğini bilirlerdi. Bizim okul yolumuz oradan geçtiği için bu halayı sık,sık görürdük.

 

 

 

Halay Çeken Grup

 

 

Düğün Adetleri

Düğün başlayınca oğlan evinden kız evine yol gönderilir. Yol’da top halinde pazen veya basma bulunur. Kız evi bunu akrabalarına, önemine göre, metre, metre keserek gönderir.  Onlar da gelini arkadaşları ile birlikte yemeğe davet ederler. Gelin, arkadaşları ile davul-zurna eşliğinde davete gider. Her gün ortalama iki-üç eve gidilir. Yemekten sonra geline davet eden aile tarafından harçlık verilir. Bu davetler sini çıktığı güne kadar devam eder. Buna kızbaşı gezme denir.

Damadın arkadaşları düğün boyunca damadı yalnız bırakmazlar. Akşamları oğlan evinin harici odasında veya müsait bir yerde toplanarak birlikte eğlenirler. Tabii eğlence yerlerinde müzik ve benzeri  çalgılar bulunur. Bazen de yukarıda belirtildiği gibi davul-zurna eşliğinde  sokaklarda halay çekerek dolaşırlar.

Bayrak kaldırılıp düğün başlatıldıktan sonra oğlan evinden kız evine baskı gönderilir. Yemek yapılmak amacı ile gönderilen baskıda: yağ, şeker, pirinç, kuru üzüm, kuru kaysı, kuru incir gibi gıdalar vardır. Et olarak bir koyun veya koç gönderilir.  Koyun kınalanıp boyanır, süslenir, alnına ayna takılır, boynuna kurdele bağlanır. Hazırlanan bu koyun veya koç’a kına davarı denir.

Kuru gıdalar heybeye doldurulur bir eşeğe yüklenir. Koyun veya koç bir kişi tarafından ipinden çekilerek eşeğin önünde kız evine getirilip teslim edilir. Bunu getiren kişiye kız evi tarafından bahşiş verilir.                                                                                              Bazen baskının azlığı konusunda iki taraf arasında anlaşmazlık çıkarsa, araya girenler tarafından bir şekilde düzeltilir. Ertesi gün yemek yapmakta mahir olan bir kadını ahçılık yapmak üzere kız evine çağırırlar. Komşu kadınların da yardımı ile düğün yemeği hazırlanır. Ayrıca, akşamları akraba kadınlar düğün evinde toplanırlar. Evlerinden getirdikleri baklava, börek gibi yemekleri düğün evine ikram ederler ve toplu halde eğlenirler. Düğün evi de bu yemekleri misafirlere ikram eder.  Bu toplantıya unevi denir. Ertesi gün oğlan evinden kız evine  dürü gönderilir. Dürüde, gelinin giyeceği elbise, gelinlik, iç çamaşırı, çorap, başörtüsü, terlik ve ayakkabı gibi şeyler olur. Bunlar hazırlandıktan sonra iki tane sini üzerindeki bohça içine konur. Okuyucular sinileri başlarının üzerine alırlar, en öne geçerler. Yaşlı ve hatırlı erkekler önde, gençler ve kadınlar arkada olmak üzere belli bir düzen içinde davul-zurna eşliğinde kız evine yürüyerek gidilir. Buna sini-çıkma denir. Bazen gençler tarafından kilimler içine girilerek deve yapılır. Deve sininin önünde gider. Kız evine varınca deve evin önüne çöker, bahşiş ister, bahşişi alınca deve yok olur. Kız tarafının gençleri de evin avlusu veya müsait bir yerde oğlan tarafından birini şakadan asarlar ve bahşiş isterler.

Sonra misafirler içeri alınır, yer sofraları kurulur. Erkek ve kadınlar ayrı odalarda küçük guruplar halinde sofralara oturulur. Yemekler sıra ile gelir ve ortadaki sini veya sofra tahtası üzerine konur. Aynı kaptan yemek yenir. Yer sofrasında sini veya sofra tahtasının etrafına dolandırılarak tek parça havlu serilir. Buna sumak pişkiri denir. Sofraya oturanlar pişkirin bir kenarını dizlerinin üstüne koyarlar peçete gibi kullanırlar.

Yaşlıların ve hatırlıların oturduğu sofraya baş sofra denir. Baklavanın iyisi bu sofraya gönderilir. Yemekte tahta veya şimşir (şimşir ağacından yapılan) kaşıklar kullanılır. Bazen kullandığı kaşığı yemekten sonra koynuna saklayıp götüren olur. Buna kaşık çalma denir ve hoş karşılanır. Yemekten sonra bir kişi elinde ibrik, el leğeni ve omuzunda pişkirle (havlu) ellerini yıkamak isteyenlerin ellerine su döker. Eller yıkanır ve havlu ile kurulanır. Hemen ahçı kepçeyi (çömçe) gönderir. Kepçe bir kişi tarafından misafirlerin önünde dolaştırılır ve herkes kepçeye bahşiş bırakır.

Sıra, takı işine gelir. Misafirler yanlarında getirdiği altın veya bir miktar parayı hediye ederler. Herkesin verdiği para veya altın gibi takıları bir kişi sesli olarak söyler. Bir kişi de kimin ne verdiğini bir kağıda yazar. Buna başına para atma denir.

Kadınlar tarafına gelince onlar oturdukları odada önce gelin giydirme işini yaparlar. Gelin odanın ortasına getirilir. Ayağının altına iki metre basma serilir. Gelinin elbisesi dürü açılarak çıkartılır. Gelinin ayağını gelinliğin bir yerine bastırır ve orayı geline öptürürler. Başının üstünde dolandırdıktan sonra gelinliği giydirirler. Buna gelin giydirme denir. Gelinin ayağının altına serilmiş parçayı da okuyucuya hediye ederler.

Sonra yemek başlar ve küçük guruplar halinde yer sofrasına otururlar ve yemeklerini yerler. Kadınlar sumak pişkiri kullanmazlar. El leğeni ve ibrik de gelmez ama  ahçının çömçesi (kepçesi) onlara da gelir. .

Düğüne davetli olup da mazeretlerinden dolayı gelemeyenler düğün sahibine bir zarf içinde bir miktar para gönderir ve hayırlı olsun dileklerini iletir, buna saçı savma denir.

Gündüz bunlar olup bittikten sonra akşam kına gecesi yapılır. Kına gecesine oğlan tarafından sadece kadınlar gelir. Gelinkızın annesi misafirleri içeri buyur eder. Kız tarafının yakın akrabası olan kadınlarda oraya önceden gelmiş olurlar. Karşılıklı hal hatır sorulduktan sonra oğlan tarafından gelenler, gelinin avcuna biraz kına ve küçük bir altın koyarlar. Arkasından eğlence başlar. Tef çalıp aşağıdaki türküleri söleyerek gelini eğlendirirler.                                                                                                                                                         

Çakmak çakmaya geldik,

  Kına yakmaya geldik,

                                                    Darılma  sen kaynana

                                                    Kızın almaya geldik.

 

                                                    Çattılar ocak taşını

                                                    Kurdular düğün aşını

                                                    Çağırın gelsin kardaşını

                        Kız anam kınan kutlu olsun

                                                           Yarinin ağzı tatlı olsun

 

 

                                                  Atladım geçtim eşiği

                                                  Sofrada buldum kaşığı                                                                                                         Gelin evler yakışığı,

Kız anam kınan kutlu olsun

                                                           Yarinin ağzı tatlı olsun

 

 

Bu sırada gelin, anası ve yakınları hüzünlenir ve ağlarlar. Eğlence devam ederken gelin tarafı da neşelenmeye başlar ve eğlenceye katılırlar. Daha sonra leblebi, iğde ve akide şekerinden oluşan çerezden herkese birer avuç verilir. Bir süre sonra kına gecesi sona erer. Artık düğünün sonuna yaklaşılmıştır. Çünkü ertesi gün gelin (alınacak)çıkarılacaktır.

 

Kına gecesi erken dağılır. Arkasından çeyiz yazma işi başlar.

Oğlan tarafının erkekleri çeyiz yazmayı beceren birini de yanlarına alarak grup halinde kız evine gelirler ve çeyiz yazılacak odaya alınırlar. Kız evinden de birkaç kişi katılır. Bir de kızın yakını bir kadın bulunur. Çeyizde genel olarak el örgüsü yün çoraplar, yatak, yatak odası takımı, mutfak eşyaları, halı, kilim, geline takılan altınlar, bohça içinde banyo takımı, sandık içi çeyizler (gelinin bizzat yaptığı işleme ve oyalar) bulunur. Görevli kadın sandık içinde olanları toptan söyler. Banyo takım bohçasını açmaz. Ayrıca oğlan evine gidince, onların yakınlarına hediye olarak dağıtılacak bazı giyim eşyaları olur. Bunlar tek tek söylenir. Orada bulunanlar açık olarak fiyat söylerler. Herbirinin fiyatı listeye yazılır. Genelde fiyatları o günkü değerinden fazla söylerler. Bu sırada tartışma çıkabilir. Yazma işi bitince liste, yazan ve yanında bulunan iki veya üç tanıkla damat tarafından imzalanarak senet haline getirilir ve kız evinde bırakılır. İlerde bir ayrılma olursa kız tarafı verdikleri çeyizi bu listeye göre geri isteme hakkına sahip olur. Çeyiz yazma işi bitince misafirlere genellikle baklava ikram edilir. Çeyizi yazana da bir çift yün çorap hediye ederler. Misafirler dağılırken kız tarafından birileri oğlanın babasının veya çok yakınının ayakkabısını saklarlar ve bahşiş aldıktan sonra  geri verirler.

Ertesi gün gelinin çeyizi alınırken gelinin kardeşi veya yakınlarından biri çeyiz sandığının üzerine oturur bahşiş ister. Varsa düğünün sağdıcı, yoksa oğlan tarafının yakınlarından biri tarafından bahşiş verilerek sandık alınır. Çeyizin tamamı bir arabayla oğlan evine götürülür ve gelinin oturacağı odaya serilir. Gelinin odasını ziyaret eden komşu kadınlar çeyizi gördükten sonra kendilerince az veya çok gibi değerlendirirler.

Gelin almadan önce yakınlarından biri damadı evine götürür, banyo yaptırır, buna güvey yuma (yıkama) denir. Düğün için alınmış elbisesini giydirir, bir miktar da harçlık verir.

 

 

Gelin Alma

Bu işlerden sonra sıra gelin almaya gelir ve oğlan tarafından bir grup, davul-zurna eşliğinde kız evine gider. Kız evinin kapısında davul-zurna ekibi çok dokunaklı havalar çalar. Buna Gelin ağlatan denir. Gelin içerde iken babası veya varsa erkek kardeşi tarafından gelinin beline, gelinliğin üzerinden, kırmızı kurdele (kuşak) bağlanır ve gelin, gelinliği üzerinde olarak dışarı çıkar. Bu sırada annnesi, babası, kardeşleri ve çok yakınları ağlaşırlar. Gelin yavaş yavaş evinden ayrılır. Gelinin baba evinden ayrılışına oğlan tarafından gelin alma veya gelin çıkarma denir. Gelin evinden çıkarken bir, iki yakın arkadaşı eşlik eder. Özellikle düğünde görevli bir grup insan da onlarla birlikte yürür. Bu gruba  Gelin alayı veya düğün alayı denir. Alay davul zurna eşliğinde oğlan evinin yolunu tutar. Oğlan evi yakınsa yürüyerek gidilir. Alayın geçeceği yola bazı gençler sicim gererler ve yolu keserler. Yol açmaları için bahşiş isterler. Düğün sahibi bahşiş verir ve yol açılır. Buna zırzop yolu denir. Oğlan evi uzaksa gelin at arabası ile götürülür ve mezarlığın etrafı dolandırılır.                   

O yıllarda Bektaşlı’da Taflıoğlu’nun Yaylı’sı vardı. Yaylı at arabasına göre daha uzun ve genişti. Üstü gölgelikli ve yan tarafları açıktı. İçinde birkaç kişi oturacak kadar düzenleme yapılmıştı. Yaylıyı bir çift at çekerdi. Taflıoğlu ilçeye yaylısı ile özel olarak gider gelirdi. Bazen de yakınlarından birinin düğünü varsa gelin yaylıya bindirilerek mezarlık dolandırılır ve oğlan evine götürülürdü.

Günümüzde gelin alınırken at arabasından başka traktör veya otomobil gibi vasıtalar kullanılmaktadır. Düğün alayı gelinin indirileceği evin önüne varınca davul zurna eşliğinde yapılan kısa bir eğlenceden  (halay çekilir) sonra dağılır.

Gelini genellikle oğlan evine varmadan önce oğlanın yakın akrabalarından biri kendi evine alır. Buna gelin indirme denir. Burada gelinin arabadan inmesi veya eve girmesi için kaynana veya kayınbaba tarafından bir emlak veya bir hayvan bağışlanır. (Gerçi bu çoğu zaman sözde kalır). Bu sırada evin önünde bir kalabalık oluşur, gençler davul-zurna eşliğinde son halaylarını çekerler. Artık düğünün son safhasına gelinmiştir.                              Gelin arabadan inerken kucağına bir çocuk verilir. Gelin de hazırladığı bir hediyeyi çocuğa verir. Gelin akşama kadar o evde toplanan kadınların yanında kalır ve tef çalıp oynayanlarca eğlendirilir. İsterlerse gelini de aralarına alarak oynatırlar.  

Akşam üzeri eğlence bittikten sonra gelin, oğlan (damat) evine getirilir. Damadın anası (kaynana) ve gelin biribirlerinin ağzına bal sürerler, iyi geçineceklerini dilerler. Gelin kendisi için hazırlanmış olan odasına alınır. Herkes dağılır, gelin damadı beklemeye başlar.

 

Nikah

Gelin, odasında damadı beklerken, bir taraftan da Dini Nikah kıyma işlemi başlatılır.  Bir kişi gelinin, bir kişi de damadın vekaletini alır. Nikah şahidi olurlar. Eve çağrılmış olan imam  gelin ve damadın nikahını kıyar. Nikah bazen akşam namazından sonra camide Cami imamı tarafından kıyılır. Damat bu sırada camide bulunursa bir kişi geline vekalet eder. Nikah camide kıyılmışsa nikahtan sonra camideki damadı arkadaşları  alırlar eve getirirler ve sırtını yumruklayarak gelin odasına sokarlar. Buna gerdeğe girme denir.

            Gelin ve damat bir araya gelince çok yakınlarından bir kadın yanlarına gelir. İkişer rekat namaz kılmalarını söyler ve damada dönerek: “gelini sana, seni Allah’a emanet ediyorum” der ve odadan çıkar. Gelin ve damat abdest alıp ikişer rekat namaz kıldıktan sonra karı koca olarak yaşamaya başlarlar.(Ancak bu uygulama günümüzde  önemini kaybetmiştir.) Böylece yeni bir yuva kurulmuş olur.

Ertesi akşam damadın arkadaşları, damadı da alarak bir odada toplanırlar ve evlerinden getirdikleri çeşitli yemekleri birlikte yerler. Çeşitli eğlenceler tertip edip geç saatlere kadar eğlenirler. Bu toplantıya güvey başı denir ve bir bakıma evliliği kutlama töreni sayılır. Damada mutluluklar dilenerek toplantıya son verilir.

Onlar ersin muradına biz çıkalım kerevetine..