Anasayfa | Kitaplar : Bir Ömrün Hikayesi | Dünden Bugüne Bektaşlı - Rasim ALTINTAŞ   Ben Okuyamam - Müşerref ALTINTAŞ   | info@rasimaltintas.com
 
 
 
 İletişim Bilgileri
 Eposta info@rasimaltintas.com
 

BEN OKUYAMAM

Müşerref ALTINTAŞ

1  ÖNSÖZ
2  BEN OKUYAMAM
3  EVİMİZ
4  BAHÇEMİZ
5  İHSAN AĞABEYİMİN GÜREŞİ
6  İHSAN AĞABEYİMİN ASKERE GİDİŞİ
7  ABLAMIN DÜĞÜNÜ ve İHSAN AĞABEYİMİN ŞEHİD OLUŞU
8  İLKOKULA KAYIT OLUŞUM
9  BABAMIN ÖLÜMÜ
10  ÇOCUK İKEN YANLIŞLIKLA KARAKOLA GÖTÜRÜLÜŞÜM
11  RAMAZAN İLE İLGİLİ BİR ÇOCUKLUK ANIM
12  ÇOCUKLUĞUMDA GÖRDÜĞÜM KÖY AĞASININ EVİNİN YAŞANTISI
13  EMİNE YENGEM İLE BİR ANIMIZ
14  ENİŞTEMLE ABLAMIN ŞAKASI
15  NEŞET AĞABEYİMLERİMİN YANINA GİDİŞİM
16  BEN OKUYAMAM
17  YENGEMİN İLK DOĞUMU
18  ADALET ÜÇÖZ İLE ARKADAŞLIĞIMIZ
19  AYŞE ULUSOY İLE ARKADAŞLIĞIMIZ
20  EVLENMEM
21  AYHAN’IN İLKOKULA KAYDOLUŞU
22  ANNEMİN ÖLÜMÜ
23  ANNEMİN ANLATTIKLARI
24  ANNEMİN SİGARA İÇMESİ
25  ANNEMİN KULLANDIĞI ÖZLÜ SÖZLER
26  RAHMETLİ KAYNANAMIN GÜREŞİ
27  DAYILARIM
28  ALANYADAKİ YAZLIK EVİMİZ
29  KALP AMELİYATI OLUŞUM
30  EŞİMİN AMELİYAT OLUŞU
31  EVLATLARIMIN NİŞANLANMA VE EVLENMELERİ
 
 
< Geri | İleri >
İLKOKULA KAYIT OLUŞUM

 Okul çağım gelince, annem beni okula göndermek istedi. Kendi beslediğimiz camızımızın (manda) sütünden maccan tası dediğimiz ayaklı ağzı kapaklı büyükçe bir tasla yoğurt yaptı. Beni de yıkadı giydirdi, birlikte mektebe (okula) gittik. Öğretmen lojmanına vardık, kapıyı başöğretmen Ata beyin hanımı Kevser hanım açtı. Kevser Hanım da öğretmendi ama yeni doğum yaptığı için izinliymiş. İçeri girdik biraz sohbetten sonra annem “ben bu çocuğu mektebe kaydettirmek için getirdim” deyince Kevser hanım “ama bu çocuk küçük “ dedi. Annem de “boyda küçük ama yaşı okuma çağına geldi” diye cevap verdi. Bunun üzerine Kevser Hanım “ öyleyse yarın Galip (okulda okuyan ağabeyim) getirsin kayıt edelim” dedi. Ertesi gün Galip ağabeyim ile gidip kaydımı yaptırdık. Mektebe devam etmeye başladım birinci sınıfta öğretmenimin ismi Hasan Ünsal’dı ve beni çok severdi.

 

Evimize uzak ve yolu çok yokuş olan mektebe yürüyerek giderdim. Çok soğuk bir kış günü ağzımdan çıkan nefes adeta buz tutarken bir kolumda kitap, öbür kolumda sınıf sobasında yakmak için tezek götürüyordum. Mektebe vardığımda ders başlamış, ben geç kalmıştım. Sınıfın kapısını çaldım, öğretmenim gel diye seslendi. Başka sınıflardan birinin öğretmeni sandalye ile pencerenin önünde oturuyordu. Sobanın yanında da bayan hademe ip eğiriyordu. Ben sırama geçmeden öğretmenim bana “orada dur” dedi. Pencerenin önünde oturan öğretmene hitaben “bak Kamil bey talebemi nasıl yetiştirdiğimi gör, ses çıkarmadan ağız hareketimden ne dediğimi anlar” dedi. Sessizce Ali dedi ben de Ali dedim. Hasan dedi Hasan dedim, Mehmet dedi Mehmet dedim. Söylediği sessiz kelimelri aynen tekrar ettim. Öğretmenim çok memnun oldu ve aferin dedi. Bütün sınıf alkışladı. Eve gelince anneme ve babama anlattım onlar da aferin dediler.

 

O yıl mektep tatil olunca annemle birlikte Boğazlıyan’da bulunan annemin ilk eşinden olan oğlu Avni ağabeyimin yanına gittik. İstanbul’da inşaat teknisyenliği yapıyormuş, izinli gelmiş. Komşu kadınlar odayı doldurmuşlardı, beni ufak tefek görünce Fadime hanım “bu çocuk okuyor mu?” diye sordular. Annem de “tabi okula gidiyor hem de çok iyi okuyor, öğretmenin ağız işaretinden alıyor” diyerek beni övdü. Bunu duyan evin benim yaşımdaki kızı Melahat, beni yanına aldı, babasının yatak odasına götürdü, pencere önündeki lambalıktan bir kalem ve kâğıt aldı. Deftere birşeyler yazdı ve okumamı istedi. Ben de “bal” diye okudum. Bilemedim baba yazılıydı deyince ben de “bizim orada bal okurlar” dedim.

O yıl sonunda ikinci sınıfa geçtim. Cumhuriyet bayramı hazırlıkları sırasında öğretmenimiz Hasan Ünsal sınıfa gelip “çocuklar size ufacık bir şiir öğreteceğim, kim öğrenip güzel okursa cumhuriyet bayramında işliğin önünde ona okutacağım” dedi ve aşağıdaki şiiri kara tahtaya yazıp dışarı çıktı.

Mini mini mektepli
Terbiyeli edepli
Onu sever hocası
Annesi ile babası

Şiiri sınıfta benden başka kimse öğrenemedi. Bayram töreninin yapıldığı ve köy halkının da seyirci olduğu işliğin önü denilen meydanda şiiri okudum, çok alkışladılar.

Bektaşlı ilkokulunda öğretmenimiz olan Esvet Danışıklı’nın kız kardeşi Nusret bir Pazar günü arkadaşım Muazzez Çetindağ’lara gelmiş. Birlikte oyun oynamak için beni de çağırmasını istemiş. Muazzez beni almak için bizim eve gelmiş. Avluya girince bizim hindiler gulu, gulu diye ses çıkarmaya başlamışlar. Bu sesleri duyan Mehmet ağabeyim dışarı çıkınca kapıda Muazzez’i görmüş. Muazzez de “Nusret’le birlikte oynuyoruz, Müşerref de gelsin” demiş. Birlikte Muazzez’lere gittik. Avlunun köşesinde evcilik oynamaya başladık. Bir süre sonra Muazzez içeriye girince Nusret acıkmış olmalı ki “kardeş Muazzez’e söylede bize ekmek getirsin yemecik, yemecik oynayalım” dedi. Bu sözü şimdi eşim olan Muazzez’lerin eviyle bitişik evde oturan Rasim duymuş. Muazzez gelince “bunlar acıkmış yemek getirsene” dedi. Muazzez de bu müdahaleye kızdı “sana ne eşek herif” diye çıkıştı. Sonra yiyecek birşeyler getirdi birlikte yedik. Bir ara Muazzez avludan dışarıya çıktı, az sonra geri geldi, bize hitaben “gı Şahinder ablanın aklına ne dersiniz (o sırada Osman 5-6 aylık çocuk), el terazisinin bir gözüne Osman’ı koymuş öbür gözüne de tezek koymuş Rasim’e tarttırıyor” dedi. Tezek koymaktaki maksat, çocuk iyi büyürmüş ve nazar deymezmiş.

Dördüncü sınıfta iken Rafet Çetindağ sınıf arkadaşımdı. Aynı sırada oturuyorduk. Rafet çok zeki ve çalışkandı. Öğretmen sınıfta ders anlatırken anlayamadığım olursa Rafet’e “ıcık (azıcık) söyle” diye sorardım, o da söylerdi. Eğer deftere yazdığı birşeyler olursa “ıcık göster” derdim. Birkaç kere sorunca “ney kız ıcıkta sen çalış” derdi. Bir gün sınıfta öğretmen coğrafya dersi veriyordu. Aynı sırada oturan arkadaşım Şefika ile beni tahtaya kaldırdı. Duvardaki büyük Türkiye haritasının önüne vardık elimize uzun cetvel verdi. Bölgelerimizi göstermemizi istedi. İkimiz de baktık kaldık, sınıftaki talebelerin hepsi biz gösterelim diye parmak kaldırıyorlardı. Öğretmen biraz daha bekledi, benim saçım uzundubir eliyle doladı “geç yerine” dedi. Şefika’ya da bir tokat attı, ona da geç yerine dedi, yerimize oturduk.

Yıllar sonra Rasim Tokat Öğretmen Okulu’nda müdürken, ilkokul öğretmenimin oğlu Tuncer de Ziraat Mühendisi olarak Tokat’a atanmıştı. Bir süre sonra Tokat’ın iyi ailelerinden Ağaoğullarının kızı ile tanışmış. Durumu öğrenen öğretmenim kızı ve ailesini araştırmak için bir gün Tokat’a geldi, bizim evde oturduk. Sohbet ederken “öğretmenim ben sizin öğrenciniz iken saçım uzundu, soruyu bilemezsem saçımdan tutardın, çekerdin” dedim. “Şimdi size bir kız öğrenci vereceğim ki sizi okutacak” deyince, “Müşerref hanım siz iyi ve sessiz bir öğrenciydiniz” dedi.