Anasayfa | Kitaplar : Bir Ömrün Hikayesi | Dünden Bugüne Bektaşlı - Rasim ALTINTAŞ   Ben Okuyamam - Müşerref ALTINTAŞ   | info@rasimaltintas.com
 
 
 
 İletişim Bilgileri
 Eposta info@rasimaltintas.com
 

BEN OKUYAMAM

Müşerref ALTINTAŞ

1  ÖNSÖZ
2  BEN OKUYAMAM
3  EVİMİZ
4  BAHÇEMİZ
5  İHSAN AĞABEYİMİN GÜREŞİ
6  İHSAN AĞABEYİMİN ASKERE GİDİŞİ
7  ABLAMIN DÜĞÜNÜ ve İHSAN AĞABEYİMİN ŞEHİD OLUŞU
8  İLKOKULA KAYIT OLUŞUM
9  BABAMIN ÖLÜMÜ
10  ÇOCUK İKEN YANLIŞLIKLA KARAKOLA GÖTÜRÜLÜŞÜM
11  RAMAZAN İLE İLGİLİ BİR ÇOCUKLUK ANIM
12  ÇOCUKLUĞUMDA GÖRDÜĞÜM KÖY AĞASININ EVİNİN YAŞANTISI
13  EMİNE YENGEM İLE BİR ANIMIZ
14  ENİŞTEMLE ABLAMIN ŞAKASI
15  NEŞET AĞABEYİMLERİMİN YANINA GİDİŞİM
16  BEN OKUYAMAM
17  YENGEMİN İLK DOĞUMU
18  ADALET ÜÇÖZ İLE ARKADAŞLIĞIMIZ
19  AYŞE ULUSOY İLE ARKADAŞLIĞIMIZ
20  EVLENMEM
21  AYHAN’IN İLKOKULA KAYDOLUŞU
22  ANNEMİN ÖLÜMÜ
23  ANNEMİN ANLATTIKLARI
24  ANNEMİN SİGARA İÇMESİ
25  ANNEMİN KULLANDIĞI ÖZLÜ SÖZLER
26  RAHMETLİ KAYNANAMIN GÜREŞİ
27  DAYILARIM
28  ALANYADAKİ YAZLIK EVİMİZ
29  KALP AMELİYATI OLUŞUM
30  EŞİMİN AMELİYAT OLUŞU
31  EVLATLARIMIN NİŞANLANMA VE EVLENMELERİ
 
 
< Geri | İleri >
AYHAN’IN İLKOKULA KAYDOLUŞU

 1962–1963 öğretim yılı başında Orhan Lâdik İlkokuluna başlamıştı. Ayhan iki yaş küçük olduğu için iki yıl sonra başlaması gerekiyordu. Ancak, evde Orhan’ın fişlerini ve dergilerini merakla okumaya çalışırdı. Bir süre sonra kendi kendine okumaya başladı, okuma kadar olmasa bile ufak tefek hatalarla yazabiliyordu. Biraz zaman geçince gazete okumaya başladı. Ayhan’ı yanıma alıp okulun arabası ile Lâdik pazarına gittiğimiz gün çarşıdan geçerken karşıdaki yazıyı Ziraat Bankası diye okudu. T.C. yazısını bile Türkiye Cumhuriyeti olarak okuyunca arabadaki hocahanımlar Ayhan’ın eline bir gazete verdiler. Onu da okuduğunu görünce, okulda babasına “Rasim bey siz bu çocuğu birinci sınıfa göndermeyin doğrudan ikinci sınıfa kaydettirin, birinci sınıfta sıkılır” demişler. Rasim ilkokul müdürü Recep Cüre ile görüşmüş o da Ayhan’ı görmek istemiş. Ertesi gün Ayhan’ı ilkokula götürdü. Ayhan’ı bir sınıfa almışlar, öğretmenler hazırlanırken Ayhan sınav yapacaklarını anladığından soru sormalarını bekliyormuş. Okul müdürü ile sınıf öğretmeni sınıfta geziniyormuş. Ayhan beklemekten sıkılmış olmalı ki “ne gezinip duruyorsunuz ne soracaksanız sorun” deyince çocuğun çok zeki olduğunu anlamışlar ve hazırladıkları soruları sormuşlar. Ayhan bütün sorulara doğru cevap verince, ikinci sınıfı okuyabilecek durumda olduğunu görmüşler. Ertesi gün okula gidince ikinci sınıfa kaydını yaptılar.

Ayhan ilkokula giderken çok kitap okurdu. Somyanın üzerine uzanır saatlerce kitap okurdu, ben ortalığı toplarken “kalk oğlum ne çok kitap okuyorsun, ben buraları süpüreceğim” derdim.

Ladikte kaldığımız iki yılın sonunda Rasim bizi köyümüze taşıyıp babasının evine yerleştirdi ve askere gitti. Önce İstanbul Tuzla Yedek Subay okulunda altı ay eğitim gördükten sonra Van’a gitti.

Köyde Orhan, Ayhan yanımda, Kayhan kucağımda bir akşam üzeri odanın penceresi önünde oturuyorduk. Ben Ayhan’a “ilerde ben yaşlanınca sen ne yaparsın” deyince “çok para veririm ayrı ev tutar oturturum” dedi. Orhan’a dönerek sen ne yaparsın deyince o da “o zaman belli olur” dedi.

Bir gün annemlere gittim, dışarıda akrabalarla oturuyorduk. İkindi vakti bir ezan sesi geldi. Ben “bu ezanı okuyan kim?” diye sorunca ”bilmiyor musun? Oğlun Orhan” dediler. “Aman, kime çekmiş” deyince, Hasan efendinin kızı Münevver abla “niçin kime çekmiş diyorsun, baban hoca, dedeniz Karavaiz, bütün amcaların hoca, hepsine birden imamlar denir. Mahallemize de İmamlar Mahallesi denir. Bunları bilmiyormusun?” diye beni uyardı.

Orhan bir gün Abdi dayısının evine gitmiş. Bir süre sonra dönmek için kalkınca dayısı “gitme et pişiyor, birlikte yeriz” demiş. Orhan da bizim evde et var “Şahinde yengemlerin (Hasan ağabeyimin eşi) eşeği ölmüş de bize de et verdiler” demiş. Bunu duyunca Abdi ağabeyim şaşırmış, “oğlum eşek eti yenir mi?” diye hayret etmiş. Olayın aslı sonradan anlaşılmış. Köyde iki, üç yaşlarındaki koyunlara “şişek” denirdi. Orhan şişeğin ne olduğunu bilmediği için eşek anlamış.

Bir gün Abdi dayısı Ayhan’a “oğlum Faruk’u biraz ders çalıştır” demiş. Ayhan da Faruk da ilkokulda idi. Ayhan Faruk’u çalıştırmaya başlamıştı. Çalışmaları bitince dayısı Ayhan’a para vermiş, Ayhan parayı alınca bir bakmış “dayı bu parayı bana harçlık diye verdiysen çok, Faruk’u çalıştırdığım için verdiysen az” demiş.

 

Hollanda’ya yerleşen Abdi Ağabeyim

 

Rasim Maraş Kız Öğretmen Okulunda iken yaşadığımız bir anı: Rasim Eğitim Şefi idi, evimiz okula yakındı. Ben bazan öğleden sonra çocuklarımı da alır, okula Rasimin yanına giderdim. Bir gün yine gittim. Öğretim yılı sonuydu, odasına vardık, masada kız öğrencilerle diploma yazmak için çalışıyorlardı. Kızlar bize “hoşgeldiniz” dediler, yer verdiler, oturduk. Çocuklar telefonla oynamaya başladılar. Kulaklarına tutmak için bölüşemiyorlardı. O sırada Ayhan küstü, çekildi, bir kenera oturdu. Babası Ayhan’a “gel oğlum, şu ablalarına bir soru sor bakalım bilebilecekler mi?” dedi. Kızlardan birisi “aşkolsun hocam, şu kadar çocuk bize soru soracak ta bilemeyecegiz, öyle mi?” dedi. Radim de “gel oğlum soruyu sor” dedi. Ayhan soruyu sorunca kızlar birbirine bakarak düşündüler, bilemediler. Ayhan cevabı söyleyince alkışladılar, kucaklarına aldılar, sevdiler. Ben bu anı ile ilgili resmi albümde görünce hatırladım ve yazdım.

Rasim in çocuklara öğrettiği bir okul tekerlemesi şöyle idi:

 

Mini mini birinciler Birler birbirini yerler
En sevgili ikinciler İkiler Miskin kediler
Şamar yiyen üçüncüler, Üçler at gibi kişner
Çalıkandır dördüncüler Dörtler gözleri pörtler
Misafirdir beşinciler Beşler makine gibi işler
 

Ayhan’ın Maraş’ta kız öğrencilere soru sorduğu gün ailecek Rasim’in odasında çekilen resim

 

Eski yıllarda kayınbabam sonradan köye geldiğimizde geçici olarak bizim de kullandığımız harici odayı yaptırırken benim babam da odanın önündeki yoldan geçiyormuş. Duvarın üzerinde çalışan kayınbabama ve ustalara kolay gelsin diye selam verdikten sonra kayın babam da “sağol” diye cevap vermiş. Babam “hanım var mı?” diye sorunca, kayınbabam da “öldü” deyince, babam “öyleyse yık, yık” diye cevap vermiş. Bu konuşmayı kayınbabam bana anlatmıştı.

Rasim bir buçuk yılı Van’da olmak üzere iki yıl süren askerliğini tamamlayıp köye döndü. Asker dönüşü K.Maraş Kız İlköğretmen okuluna meslek dersleri öğretmeni olarak tayini çıktı. 1966 yılı eylül ayında K.Maraş’ta göreve başlamak üzere eşyalarımızı bir kamyona yükleyip gittik. Taşındıktan sonra komşularla ve Rasim’in öğretmen arkadaşlarının eşleri ile tanıştım. Görev süremizin son yılında kızım Aslıhan’a hamile kaldım. 19 Ekim 1970 yılında K.Maraş devlet hastanesinde doğdu. Tek kız çocuğumuz olduğu için çok sevindik. Hastaneye öğretmenlerden ve öğrencilerden tebriğe gelenler oldu. Bizim çok sevindiğimizi gören hemşire hanım bu duruma çok şaşırmıştı “oğlan olunca sevineni görmüştüm de kız olunca sevineni ilk sizde gördüm” dedi. Kızımızın adını Lâdik’te komşumuz olan Fatma hocahanımın kızının adı Aslıhan’ı koyduk. Hocahanıma bir mektup yazarak adını Aslıhan koyduğumuzu bildirdim. Hocahanım da bana yazdığı mektubunda çok sevindiğini çok memnun olduğunu bildirdi. Yıllar sonra Aslıhan büyüyüp evlendi ve Çayyolu’nda oturmaya başladı. Çayyolu Atatürkçü Düşünce Derneği’ne üye olduğunda iki tane Aslıhan Çelebi olduğunu farketmiş, tesadüfen diğer Aslıhan Çelebi’nin ismini aldığı hocahanımın kızı Aslıhan olduğunu öğrenince bizi aradı Aslıhan ile yıllar sonra telefonda görüştük. Bizim Aslıhan’ın ki gibi onun da eşi Ordu’luymuş böylece her ikisinin soyadı da Çelebi olmuş. 2011 yılında maalesef büyük Aslıhan’ı kaybettik Allah Rahmet eylesin.

K.Maraş’ta iken bir gün annem, yengem, Süheyla, Necla, Yaşar hep birlikte kendi arabaları ile bize gezmeye geldiler. K.Maraş’ın çarşılarının önemli yerlerini gezdirdik. Bir gün birlikte Kilis’e gittik, orada alış-veriş yaptık, döndükten sonra araba arızalandı. K.Maraş’ta tamir edemediler, şöfor arabayı Adana’ya götürdü. Yaşar çocuktu evde sıkıldı, Kayseri’ye dönmek istiyor ve annesine rahat vermiyordu. Hatıra resmi çektirmek için fotoğrafçıya gittik. Yaşar gelmek istemiyor resim çektirmem diye inatçılık yapıyordu. Zorla yanımıza getirdik ama eliyle yüzünü kapattı, resimde de yüzü kapalı çıktı. Araba yapılıncaya kadar iki üç gün daha kaldıktan sonra Kayseri’ye döndüler.

Yengemlerin K.Maraş’a gelişlerinde çekilen resim

 

Bizim çocuklar küçükken sokakta kötü alışkanlıklar kazanmasın, hayatın zorluklarına alışabilsinler diye yaşlarına uygun işler bulmaya çalışırdık. Onun için Orhan’ı terzi yanına vermiştik. Orhan’ın çalıştığı birgün köylünün birisi dikilmesi için terziye bir ceketlik kumaş vermiş. Adam ceketi almaya geldiğinde Orhan adamı görünce hemen ceketi almış eksiklerini tamamlamaya iliğini çitilemeye başlamış. Adam beklerken terzi Orhan’a “seyrek gelişigüzel olsun” diyormuş. Köylü gelişigüzel sözünü gerçekten güzel sandığı için bundan memnun oluyormuş.

Yaz tatilinde K.Maraş’tan Bektaşlı’ya gitmiştik. İzin bitip K.Maraş’a döneceğimiz gün otobüse binmek üzere Boğazlıyan’a gittik, Neşet ağabeyime allahaısmarladık demek için eczaneye uğradık. Ağabeyim Kayhan’a 5 lira harçlık verdi. Kayhan parayı alınca şöyle bir baktı “dayı bu adam parası” dedi. Çünkü günde en fazla 25–50 kuruş harçlık alırlardı. Onun için 5 lira çok fazla gelmişti.

K.Maraş’ta iken sobaya yakılan odunları kırdırır içeriye taşırdık. Bir gün odunu kıran adam gittikten sonra, Rasim, ben, Orhan, Ayhan içeri taşıyorduk. Orhan odunu içeriye götürdü. Koşarak geldi, heyecanlı bir şekilde “baba odunların arasında yılan gördüm” dedi. O sırada öğretmen okulundan kız öğrenciler bize ziyarete geldiler. Olayı duyunca “hocam odunları dışarıya taşıyalım” dediler. Hep birlikte taşıdık ama yılanı göremedik.

K.Maraş’ta kaldığımız dörtbuçuk yıldan sonra Rasim’in Tokat İlköğretmen okuluna müdür olarak tayini çıktı. Rasim okuldaki işlerini tamamlayınca nakil için hazırlıklarımızı yaptık. Çift şöfor mahali olan bir kamyon kiraladık. Eşyalarımızı yükledik ve çift şöfor mahaline ailecek oturduk. Aslıhan o zaman daha beş aylık bebekti. Sabah yola çıktık, akşamüzeri Tokat’a vardık. Eşyalarımızı lojmana indirdik. Müdür Yardımcısı Sezer Soysal bizi karşıladı. Evine misafir aldı. Ertesi gün eşyalarımızı lojmana (müdür lojmanı) yerleştirdik. Rasim de okuldaki müdürlük görevine başladı.

Tokat’a şubat tatilinde taşınmıştık. Kış olmasına rağmen havalar iyiydi bu yüzden taşınma sırasında çok zorluk çekmedik. Aslıhan beş aylıktı, Kayhan ilkokulda, Ayhan ortaokulda, Orhan ise lisede okuyordu.

Rasim her akşam masada çalışırdı. Bir akşam yine Rasim çalışırken biz de oyalanmak için tombala oynuyorduk, bu sırada radyo da açıktı. Rasim gürültüden rahatsız olunca “bari radyoyu kapatın” dedi. Radyoyu kapatmak için elimi attım, o anda Neşet ağabeyimin vefat ettiğini söylemeye başladı. Ben duyunca heyecanla bağırdım, Rasim hemen evdeki telefonla Neşet ağabeyimin Boğazlıyan’daki evini aradı. Haberin doğruluğunu sorunca, doğru dediler.

Neşet ağabeyimin Kayseri’de eczanesi vardı. Bir iş için Malatya’ya gitmiş, otelde kaldığı gece kalp krizi geçirmiş, kurtaramamışlar.

Rasim sabahleyin valilikten izin aldı. Çocuklarımızı öğretmen bir hemşerimize emanet ettik, acele bir vasıta ile Boğazlıyan’a hareket ettik. En acılı günlerimizdi, bütün akrabalar, eş dost, ağabeyimin Boğazlıyan’daki evine toplandık. Ağabeyime son görevlerimizi yerine getirdikten sonra, acımızla birlikte Tokat’a döndük.

Tokat’ta oturduğumuz yıllarda Kayhan ilkokuldaydı. Bir yaz tatilinde Rasim’in çok iyi tanıdığı bir terzi yanında çalışmaya başladı. Bir müşterinin takım elbisesi dikilip bittikten sonra terzi Kayhan’la elbiseyi müşterinin evine göndermiş. Adam elbiseyi alınca Kayhan’a 5 lira bahşiş vermiş, Kayhan da çok sevinmiş. Eve gelince cebinden 5 lirayı çıkarıp “bak anne elbiseyi götürdüm bana para verdi, al sana vereyim” dedi. Ben de yanaklarından öpüp “senin olsun oğlum” dedim.

Kayhan ilkokulda iken saz çalmaya hevesli idi. Babası saz aldı, bir süre çalıştı epeyce öğrendi ama sonra devam etmedi.

Oturduğumuz lojman okulun arazisi içerisindeydi, o sırada Aslıhan 3–4 yaşlarında, evde sıkılır dışarı çıkar oynardı. Okulda öğretmenler derste iken sınıfın kapısını yavaşça açar derse girermiş. Aslıhan girince öğrencilerin dikkati dağılırmış. Bir gün Lütfiye hocanımın dersine girmiş, o da Aslıhan’ı kucağına alıp bana getirdi. O günden sonra babası Aslıhan okula girmesin diye çalışanlara talimat vermiş, önlemler almıştı.

Bir yıl daha Tokat’ta kaldıktan sonra, Rasim Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişliği görevine atandı. Bunun üzerine 1975 yılının kasım ayında Ankara’ya taşındık. Daha önce almış olduğumuz Dışkapı’daki evimize yerleştik. Yedi yıl bu evde oturduk.

Ankara’ya gelişimizde çekilen resim

 

O sırada Orhan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, Ayhan O.D.T.Ü. Elektrik-Elektronik Bölümü’nde, Kayhan ise Samsun Anadolu Lisesi’nde okuyordu. Ankara’ya taşınınca Kayhan’ı Ankara Anadolu Lisesi’ne yatılı olarak naklettirdik. Rasim Bakanlık Müfettişliği görevi nedeniyle Ankara dışında oluyordu, ben de evişleri ve çocuklarla ilgileniyordum. Bir yıl sonra Aslıhan okuma çağına gelince evimizin yakınındaki İhsan Sungu ilköğretim Okulu’na kaydettirdik.

Aslıhan küçükken evde bebekleri ile oynardı. Bir tane boyalı ahşap bebek beşik almıştım. İçine yatak, yorgan, yastık koyup dantellerle süslemiştim. Aslıhan beşiğiyle çok severek oynardı. Biraz büyüyünce benimle birlikte ev işleri yapmak istedi. Ben yaptırmaz, sen git oyun oyna derdim. Komşu hanımlardan biri, bir gün “sen neden bu kıza iş yaptırmıyorsun” dedi. Ben de “iyi okusun diye yaptırmıyorum” diye cevap verdim.