Anasayfa | Kitaplar : Bir Ömrün Hikayesi | Dünden Bugüne Bektaşlı - Rasim ALTINTAŞ   Ben Okuyamam - Müşerref ALTINTAŞ   | info@rasimaltintas.com
 
 
 
 İletişim Bilgileri
 Eposta info@rasimaltintas.com
 

DÜNDEN BUGÜNE BEKTAŞLI

Rasim ALTINTAŞ

1  KAPAK
2  YAZARIN ÖZEÇMİŞİ
3  ÖNSÖZ
4  İLİMİZ, İLÇEMİZ,KÖYÜMÜZ
5  BEKTAŞLI KÖYÜMÜZ (BELDEMİZ)
6  KURULUŞU VE TARİHÇESİ
7  KONUMU
8  YAPILAŞMA DURUMU
9  DEMOGRAFİK YAPISI
10  OKULLAŞMA DURUMU
11  SİYASİ EĞİLİMİ
12  YÖNETİMİ
13  EVLERDE YAŞAM KOŞULLARI
14  AYDINLANMA ARAÇLARI
15  İÇME SUYU VE TEMİZLİK
16  KILIK KIYAFET DURUMU
17  ÖRGÜ VE DOKUMA İŞLERİ
18  TARIMSAL ÜRETİM VE EKONOMİK DURUM
19  BUĞDAYDAN ÜRETİLENLER
20  ŞEKER PANCARI VE AYÇİÇEĞİ ÜRETİMİ
21  YEM BİTKİLERİ ÜRETİMİ
22  SEBZE ÜRETİMİ
23  ÜZÜM VE PEKMEZ ÜRETİMİ
24  HAYVANCILIK
25  HAYVANLARIN BAKIMI VE BESLENMESİ
26  HAYVANLARDAN ELDE EDİLEN ÜRÜNLER
27  SÜTTEN ÜRETİLENLER
28  KÖYLÜNÜN ÖDEDİĞİ VERGİLER:
29  YEMEK ÇEŞİTLERİMİZ
30  YEMEK PİŞİRME
31  YEMEK SERVİS ARAÇLARI
32  KIŞLIK ERZAKIN HAZIRLANMASI
33  SOSYAL KURUMLARIMIZ
34  BAYRAMLAR
35  GELENEKLERİMİZ
36  DOĞUM ADETLERİ
37  SÜNNET ADETLERİ
38  ASKER UĞURLAMA
39  CENAZE DEFNETME
40  HALK ARASINDAKİ YANLIŞ İNANIŞLAR
41  SÖZLÜ EDEBİYATIMIZ
42  ATA SÖZLERİ
43  ÇEVREDE SÖYLENEN SÖZLER:
44  DEYİMLER
45  BİLMECELER
46  TEKERLEMELER
47  MANİLER
48  TÜRKÜLER
49  ÇEVRESEL FIKRALAR
50  ÇOCUK OYUNLARI
 
 
< Geri | İleri >
ÇEVRESEL FIKRALAR

 

Kır Durmuş

Köyde meydana gelen  ve mahkemeye intikal eden bir kavga davasında hakim; tanık olan kişiye, olayı görüp görmediğini sormuş. Tanık, olayı hem kendisinin hem de  kendisi ile birlikte köy halkından Kır  Durmuş adındaki kişinin de gördüğünü söylemiş. Hakim sinirlenerek Kır Durmuş da kim? diye sorunca tanık: “ha babam ha!.. Kıroğlan’ın Kır Durmuş’u da bilmiyeydin” diye hayretle (hakimi kınayarak) cevap vermiş. Çünkü O’nun gözünde Kır Durmuş o kadar büyük ve ünlü ki böyle bir adam bilinmez mi?

 

Kıvrıl efendim

Mahkemesi süren bir davada,  Cavlak köyünün biraz aşağısındaki Kıvrıl köyünden olan bir kişiyi tanık göstermişler. Hakim, huzuruna getirilen tanığın künyesini tespit ederken  nereli olduğunu sormuş. Tanık: “ Cavlağın altında Kıvrıl efendim” demiş.

 

Zembil

Köyde  meydana gelen bir kavgada Yahya adında ve burnundan konuşan kişiyi tanık göstermişler. Mahkemede ifade verirken karşı taraf, Yahya’nın evinin kavga yapılan yerden çok uzakta olduğunu ve olayı görmesinin mümkün olmadığını iddia etmiş. Bunun üzerine hakim, Yahya’ya; “evin uzak olduğu halde nasıl gördün,  orada zembille asılımıydın“  diye sorunca, Yahya, burnundan gelen bir sesle “asılıydım efendim asılıydım” demiş.

 

Uçsa da Keçi

Bektaşlı’da inatçılığı ile tanınmış bir Ömer Ağa varmış. Bunun inatçılığını anlamak için sık sık iddilaşırlarmış. Bir gün Ömer Ağa’nın da aralarında bulunduğu birkaç kişi sohbet ederken Köyün karşısında bulunan “Altın Tepesi adlı” tepedeki kayanın üzerinde bir cisim görmüşler ve cismin ne olduğu hakkında fikir yürütmeye başlamışlar. Ömer Ağa’dan başka herkes bunun bir kartal olduğuna karar vermişler. Ömer Ağa  itiraz etmiş ve o cismin bir keçi olduğunu ileri sürmüş. Ömer Ağa’yı ikna etmeye çalışsalar da bir türlü ikna edememişler. Ömer Ağa keçi demiş ve iddiasında direnmiş. Bu direnişe karşı, o cismin ne olduğunu  öğrenmek için bir kişiyi ata bindirip göndermişler. Atlı tepeye yaklaşınca kartal  havalanmış. ”Bak, Ömer Ağa, gördün mü?  uçtu deyince, Ömer Ağa: “uçsa da keçi” demiş.  

 

Sen de Çift Sürmeyi Bilmen Ya!

Bektaşlı’da biraz saf biraz da kendince kurnaz, Ali adında bir kişi vardı. Ali askerde iken bulunduğu birliğin komutanı, üst komutana takdim etmek için birliğini içtima ediyormuş. Sağa dön, sola dön, hizaya gel dedikçe Ali bir türlü uyamıyor bazen komutanın dediğinin aksini yapıyormuş. Komutan iyice kızmış. Ali’yi yanına çağırmış, “niçin emrime uyup doğru yapmıyorsun?” diyerek okkalı iki tokat atmış. Ali yediği tokatın acısıyla komutana dönmüş; “sen de çift sürmeyi bilmen ya!” demiş.   

 

Kurt ile kadir

Köyün ağası bir gün yanında azabı (çiftlik işlerini yapan)Kadir ile hayvanlara saldıran kurdun peşine düşmüşler. Kurt kaçıp yuvasına girmiş. Ağa, kurdu yakalayıp çıkarması için Kadir’i kurdun yuvasına (deliğe) sokmuş. İçerde kurt ile Kadir arasında bir mücadele başlamış. Hırıltıları ve bağırmaları duyan Ağa yanında tutmaktan bıktığı ve başından atmak istediği Kadir’in hayatının tehlikede olduğunu görünce kendi kendine “kurt ölürse de kâr, Kadir ölürse de kâr” demiş.

 

Dolap çeviren katır

Köylünün biri bahçesini sulamak için kurduğu dolaba katırı koşmuş, kendisi de bahçenin öbür tarafında çalışıyormuş. Katır dönerken boynundaki çanın sesini duyuyor ve göremediği katırın döndüğünü anlıyormuş.

O sırada yoldan geçen kaymakam, dolabı görünce merak etmiş, arabasından inip köylünün yanına varmış. Selamlaştıktan sonra, köylüye: ”sen dolabın yanında değilsin ve dolabı göremiyorsun, o halde katır durursa nerden anlayacaksın” diye sormuş. Köylü: ”katır durursa boynundaki çanın sesi kesilir, ondan anlarım“ demiş. Buna karşılık kaymakam: ” iyi ama hayvan durduğu yerde başını sallar zil çalarsa” deyince, köylü: ” Beyim, senin kadar akıllı hayvanı nerden bulalım” demiş.

 

Nalin Al(tahtadan yapılan basit ayakkabı)

Adamın biri çok ağır bir suç işlemiş olmalı ki zaptiyeler yakalamış asmaya götürüyorlarmış. Bunu gören konu komşular üzüntülerinden vah.. tuh.. yazık oldu diye dövünürken, adamın karısı arkasından hey! Herif, başını bulursan (bir fırsatını bulursan)

bana “Nalin Al Nalin“ diye bağırıyormuş.

         

Yumurta

            Köylünün biri akşama kadar tarlada çalışmış yorgun ve bitkin halde eve gelmiş. Hanımı sofrayı hazırlamış ve dünden kalan bulgur pilavını ısıtmış sofraya koymuş. Adam pilavı zorlanarak ve boğazına durarak yerken yanında duran karısına: “avrat,  (hanım) sen- de yesene” deyince hanımı: “ben babalar yiyim herif, sen ye. Ben iki yumurta cızırtadır (pişiririm) yerim” demiş.

           

Peynir

Bektaşlı’dan, saf olduğu halde  bilgili olduğunu sanan bir kişi pazara peynir satmaya gitmiş. Peyniri satıp köye dönünce komşulardan biri peyniri yüzemi (yüz kuruşa mı) verdin diye sorunca;  “yüze kadasını aldırırım doksana verdim doksana” demiş. Doksanın yüzden fazla olduğunu sanıyormuş.

 

Düğün

Bir kadına, hem Cennete hem düğüne çağırılıyorsun, hangisine gidersin diye sormuşlar. “hele Cennet duradursun, düğüne giderim düğüne” demiş.

 

Dost var…

Bektaşlı’da konuşurken burnundan ses çıkaran (genzek) biri vardı. Fakir olduğu için komşu kadınlarca aşağılanan hanımına koyun sağmaya giderken burnundan gelen sesle şu tenbihi yapmış:

“Avrat, önüne önlüğünü kuşan, koluna kolçağını tak, eşeğe burda bin orda in, dost var! düşman var !” demiş.

 

Şıhlar’a oğulmaya gidiyorum

Köyden bir adam iştahsızmış yemek yiyemiyormuş. Dede’ye ovulmak ( kendince dua ederek vücudunu oğuşturarak tedavi etmek) için yola çıkmış. Akşam olunca yol üstündeki köye uğramış ve bir eve misafir olmuş. Ev sahibi yemek hazırlatmış ve birlikte sofraya oturmuşlar. Önce çorba gelmiş, misafir çorbayı kaşınan gözün arasında bitirmiş. Arkasından pilav, sonra kuru fasulye derken misafir, tabağına konan yemekleri silmiş süpürmüş. Yemek bittikten sonra ev sahibi ile sohbete başlamışlar. Sohbetin sonunda ev sahibi merakla misafirine: “Ağa; hoş geldin, safa geldin. Yedik içtik helalı hoş olsun, ama, nerden gelip nereye gittiğini merak ediyorum” diye sorunca, misafir: ”rahatsızım hiç yemek iştahım yok, Şıhlar’a oğulmaya gidiyorum” demiş.   

 

İnşallah Ölürsün

Mahallemizde yıllar önce Allah’ın rahmetine kavuşmuş olan Döne adında çok saf temiz bir kadın vardı. Herkes ona Döne Bibi diye hitap ederdi. Mahallede genç bir adam hasta olmuş. Döne Bibi de bir gün herkes gibi onu ziyarete gitmiş. Kendince okumuş ve iyi olması için dua etmiş. Biraz sonra laf arasında hasta, Döne Bibi’ye dönerek “Döne Bibi, acep ölürmüyüm” diye sorunca, Bibi dalgınlıkla “inşallah ölürsün oğlum” diye cevap vermiş.

 

Biri de körmüş

Yeni evlenmiş bir adam hergün işinden dönerken mutlaka bir şey alır eve eli boş dönmezmiş. Hanımı da bu durumdan memnun olur, ”hoş geldin herif” diyerek elindeki paketi alır ve  oturması için yer gösterirmiş. Her nasılsa bir gün adam bir şey almamış. Eve gelince hanımı adamın elinde bir şey göremeyince yüzüne bakmış o zamana kadar  hiç fark etmediği adamın gözündeki sakatlığı görmüş “kele herif! gözünün biride körmüymüş ne” demiş.

 

Altındaki senin olsun

Okuma yazma oranının son derece düşük olduğu, çok az sayıda kişinin eski yazıyı okuyup kısmen de yazabildiği dönemde, Bektaşlı’da, hiç okul eğitimi almadığı, sadece eski yazıyı yüzünden okuyup  yazmayı herhangi bir şekilde öğrendiği  halde, yetenekli olduğu için köylüler arasında çıkan bazı davalarda dava vekilliği yapan biri vardı. Bu kişi öyle pratik bir zekaya sahip olmalı ki köylüler davalarında bunu vekil tutmaktan tereddüt etmezlerdi.

Köyden  O. Ağanın tarla davasının vekilliğini alan bu kişinin, karşı tarafa da gizli vekillik yaptığı ve böylece olayı kızıştırıp iki taraftan da rant sağladığı söylenirdi. Bir gün Mahkemeden çıktıktan sonra O. Ağa ile birlikte O. Ağa’nın temin ettiği eşekler üzerinde köye dönerken, gelecek mahkemede mutlaka davayı kazanacaklarını söyleyerek O. Ağa’ya epeyce moral vermiş. O. Ağa da bu konuşma üzerine iyice keyfe gelmiş. Dava vekiline dönerek “vekillik ücreti olarak altındaki eşek senin olsun“ diyerek eşeği bağışlamış. Ama bir sonraki mahkemede davayı kaybetmiş… 

 

M.Dayı’nın Palavraları (yalanları)                                                                                             M.Dayı okuma–yazma bilmezdi ama hayal gücü çok geniş  bir kişi idi. Öyle asılsız senaryolar  kurardı ki yalan söylediğini yüzde yüz bildiğiniz halde neşe ile dinlemek ve gülmekten kendizi alamazdınız. Bunlardan, ha babam ha!.. diyeceğiniz iki tanesini ondan dinlediğim gibi anlatayım: Hangi savaş olduğunu bilmediği bir savaşta (birinci Cihan Savaşı olmalı) Kafkas Cephesinde çarpışırken içinde M. Dayı’nın da bulunduğu bir grup askerimiz Ruslara esir düşmüş. Ruslar Türkler’in cesur insanlar olduklarını bildiklerinden bunlardan çocuk sahibi olmak istemişler. Esir Türk askerlerini sıraya dizmişler. Karşılarına da aynı sayıda Rus kadınlarını dizmişler ve her Türk askerinden karşısına düşen kadını alıp cinsel ilişkiye girmelerini istemişler.  M.Dayı’nın karşısına kendi ifadesi ile zebellah gibi yani çok iriyarı birkadın düşmüş. Aksine M. Dayı ufak tefek bir adam olmasına karşın kadının hakkından gelmek suretiyle Türk’ün gücünü göstermiş.

 M.Dayı Sırçalı’da bağ bellerken bir bakmış ki, kendi ifadesi ile, bir teyyare geçiyor. Hemen şapkasını çıkarıp sallayarak teyyareyi selamlamış. Teyyaredekiler sallanan şapkayı görünce teyyareyi bağın yanındaki boş araziye indirmişler. İçinden çıkan üç kişi M. Dayı ile merhabalaştıktan sonra adını ve kim olduğunu sormuşlar. M. Dayı öğretmen …. nın babası olduğunu söyleyince ,”ooo! biz öğretmen ….yı İyi tanırız. O bizim samimi arkadaşımız” demişler ve O’nun meziyetlerini sayıp dökmüşler. Bir süre sohbet ettikten sonra öğretmen ……..ya selam göndermişler ve izin isteyerek teyyareye binip gitmişler.

M. Dayının anlattığı bu hikayeyi dinliyenler içlerinden: “yalanının hayrını görme” diyerek sabırla ve istihza ile dinlemişler.

 

Nizam İntizam Ocağı

Mahallemizde madraklığı ve şakacılığı ile bilinen  rahmetli A. Çavuş vardı. Askerde bir hanımla evlenip eve  getirince önceki hanım evi terk edip gitti. Resmi nikahı olmadığı için ilişiği kesilmiş oldu. Daha önce hanımı ölmüş olan K.Hüseyin (ağa) bu hanımın ayrıldığını duyunca ona göz koymuş ve evlenmek için araştırmaya başlamış. Hanımın huyu, suyu hakkında bilgi edinmek için çaktırmadan eski kocası A.Çavuş’un ağzını arıyor, kadın hakkında konuşturmak istiyormuş. A.Çavuş, Hüseyin Ağa’nın maksadını anlayınca madraklığı tutmuş. ”Ooo! Hüseyin Ağa, kadın fevkalade ve tam senin istediğin gibi” diye söze başlamış: ”Sabahleyin erkence kalkacaksın, ortalığı toplayacaksın, sobayı yakıp çayı demliyeceksin, Sofrayı hazırladıktan sonra hanımı yavaşça uyandıracaksın. Hanım kalkınca geceliği ile yüzünü yıkayıp aynanın karşına geçecek, saçını  tarayıp  makyajını yaptıktan sonra  ‘buyur hanım’ diyerek sofraya davet edeceksin, çayını bardağına doldurup birlikte kahvaltı yapacaksınız. Kahvaltı bitince hanımın altına bir koltuk koyacaksın. O otururken sen sofrayı toplayıp bardakları yıkayacaksın” derken Hüseyin Ağa dayanamamış: ”ulan oğlum A.Çavuş, Nizam İntizam Ocağı dese ne!”  demiş.

 

Namaz

Fakir bir adam hiç namaz kılmazmış. Bunu köyün ağasına şikayet etmişler. Ağa, adamı huzuruna getirmelerini istemiş. Ertesi gün adam ağanın yanına gelmiş. Ağa, ”sen neden namaz kılmıyorsun diye sorunca adam, fakir olduğu için çalışmak zorunda olduğunu, namaz kılmak için vakit bulamadığını söylemiş. Buna karşılık ağadan şu teklif gelmiş: ”sen kırk gün devamlı namazı kıl, her yirmi gün için sana bir deve vereyim“ demiş. Adam razı olmuş ve namaza başlamış. Yirmi gün kılınca bir deve almış. Yine kılmaya devam etmiş. On gün daha kılınca usanmış: ”söyleyin ağaya bunun ucu yokmuş, ortası yokmuş. Ben usandım devesini götürsün” demiş.

 

Anne ve Çocuklar

Kadının birinin dört tane çocuğu varmış. Kahvaltıda çocuklar için dört yumurta haşlamış. Kendine haşlamadığı için çocuklar dayanamamış annelerine yarımşar yumurta vermişler. Kadının iki yumurtası olmuş. Çocuklara yarımşar yumurta kalmış. Buna rağmen  anne  ”analar dert yesin yarım yarım dört yesin” diye dertlenmiş.

 

Asalet Üzerine

Bir çingene oğlu okumuş ve bir kazaya kaymakam olmuş. Düğünlerde veya herhangi bir eğlencede müzik çalınca duramaz hemen kalkar oynarmış. Arkadaşları birgün kendisine: “Kaymakam Bey, senin böyle her yerde kalkıp oynaman ayıp oluyor.” demişler. O da: ”Öyleyse düğünlerde benim eteklerime kazık çakın çalgıyı duyunca kalkamayım“ demiş. Bir süre sonra başka bir düğünde eteklerine kazık çakmışlar. Fakat müzik çalınca yine  dayanamamış yerinden fırlamış. Kazıklar yerinden kopmuş döndükçe etrafındakilere çarpmaya başlamış. Kaymakam: ”yol verin ağalar bize, kazıklar değmesin size” diyerek oynamaya devam etmiş.

 

Tembel Kadın

Tembel ve beceriksiz bir kadın varmış. Kocasının ayağındaki yün örme çorapları eskimiş. Adam köy odasında otururken çorapların delik olduğunu oradakilerin görmemesi için ayaklarını büküp üzerine otururmuş. Karısı bu durumu öğrenince  hemen çorabın birini tamir etmeye başlamış ve  bir yılda bitirip  adama giydirmiş. Akşam adam köy odasında otururken tamir edilen çoraplı ayağını uzatmış, diğerini  yine altına almış.  Kadın antredeki pencereden bakıyormuş.kocasının bir ayağını uzattığını  görünce  vay! Kurban olayım ayağının birini bu sene uzattın öbürünüde inşallah gelecek yıl uzatırsın demiş.

 

Es Bakalım

Adamın biri son baharda  kendi köyünden başka bir köye yaya olarak gidiyormuş. Çok soğuk bir rüzgar esiyormuş. Adam göğsünü açmış “yiğitlik gösterisi olarak es! bakalım koçyiğidin bağrına diyerek” yürüyormuş. O yürüdükçe rüzgarda esmeye devam etmiş. Biraz sonra soğuk, adamın içine işlemeye ve titremeye başlamış. Dayanamaz duruma gelince “boynunu bükerek es bakalım, bir garip öldürünce nen aratacak sa” diye  sitem etmiş.

 

İt Hasan

Köyde, sohbet ederken sık sık konuşanların sözünü kesen saygısızca söz söyleyen Hasan adında biri varmış. Köylüler bu huyundan dolayı it Hasan lakabı takmışlar. İt Hasan, bir gün bir köy ağasının odasına konuk olmuş. Ağanın yetişkin çocukları da yanlarında oturuyormuş. Ağa çocuklara bir emir verdiğinde çocuklar hemen ayağa kalkıyor, babalarının dediğini yapıyor ve babalarına saygıdan dolayı otur demeyince oturmuyorlar, izin almadan söze karışmıyorlarmış. İt Hasan ise sohbet sırasında sık, sık Ağa’nın sözünü kesiyor ve saygısızca sözler söylüyormuş. Ağa İt Hasan’ın tavrına iyice sinirlenmiş.   

Bu sırada; gençleri  evlendirilirken kız tarafına verilen başlık parasından söz açılmış. Ağa: “bizim köyde kız alırken başlık olarak 100 koyun, 50 altın, bir altın gerdanlık, 100.000 Lira para verilir“ derken it Hasan dayanamamış hayretle ”bu kadar başlık verilir mi!... Bizim köyde başlık olarak bir çuval buğdayla bir eşek verilir” demiş. Bunun üzerine Ağa, İt Hasan’a hitaben: ”sürüyle koyuna,  onlarca altına ve paraya alınan kızdan “oğullarını göstererek” böyle evlatlar doğar. Bir çuval buğdayla bir eşeğe alınan kızdan da senin gibi it Hasan doğar” demiş.